Translation of "Claro" in Turkish

0.030 sec.

Examples of using "Claro" in a sentence and their turkish translations:

- ¡Claro!
- ¡Desde luego!
- ¡Pues claro!

Tabii!

- Sí, claro.
- Claro que sí.

Evet, elbette.

Está claro.

Bu açık.

¿Está claro?

Anlaşıldı mı?

¡Pues claro!

Açıkça!

Sí, claro.

Tabi ki.

- Sí, claro.
- Sí, ciertamente.
- Claro que sí.

Evet, elbette.

Él dijo: "Claro".

"Tabii ki." dedi.

Claro que no.

Tabii ki hayır.

Tengan claro esto:

Şunda gerçekten açık olalım:

Leland Melvin: Claro.

Leland: Pekâlâ.

Claro que sí.

Elbette ilgileniyorlar.

"Claro, lo tomaré".

"Bulmuşken yiyeyim bari."

Miren, un claro.

Tamam, bakın burası açıklık.

Tenemos muy claro

bizler çok, çok açık olmalıyız ki

Claro que puedes.

Tabii ki yapabilirsin.

¡Claro que no!

Olur mu hiç?

- ¡Por supuesto!
- ¡Claro!

- Öyle mi?
- Hem de nasıl?

Todo está claro.

Her şey hazır.

- Te oigo alto y claro.
- Te escucho fuerte y claro.

Seni yüksek sesle ve net duyabiliyorum.

- Está claro que te hago sentir incómodo.
- Está claro que te hago sentir incómoda.
- Está claro que le hago sentir incómodo.
- Está claro que le hago sentir incómoda.
- Está claro que os hago sentir incómodos.
- Está claro que os hago sentir incómodas.
- Está claro que les hago sentir incómodos.
- Está claro que les hago sentir incómodas.
- Está claro que te incomodo.
- Está claro que os incomodo.
- Está claro que le incomodo.
- Está claro que les incomodo.

Açıkçası seni rahatsız ediyorum.

No este amigo, claro.

Ama bu adam için öyle diyemeyiz.

"Claro, hijo. Ningún problema."

''Tabii evlat, sorun yok.''

El mensaje es claro.

Mesaj net.

Claro que es divertida.

Eh, eğlencelidir.

claro que lo necesitamos.

tabii ki var.

Uso términos comunes, claro.

burada gündelik terimleri kullanıyorum, elbette ki.

¿No está bastante claro?

O yeterince açık değil midir?

Claro que es ella.

Tabii ki bu o.

Claro, ¿por qué no?

- Tabii neden olmasın?
- Tabii, neden olmasın?

Claro, Tom, lo entiendo.

Tabii, Tom, anlıyorum.

Soy claro al respecto.

O konuda hiç şüphem yok.

Claro que te amo.

Seni elbette seviyorum.

Claro que lo entiendo.

Tabii ki anlıyorum.

Claro que lo recuerdo.

- Onu hatırlıyorum.
- Onu elbette hatırlıyorum.

Está más que claro.

Bu çok açık.

Claro que queremos ganar.

Elbette kazanmak istiyoruz.

- Lleva un traje azul claro.
- Ella lleva un traje azul claro.

O açık mavi bir takım elbise giyiyor.

- Claro que debería leer este libro.
- Claro que debo leer este libro.

Tabii, bu kitabı okumalıyım.

- Está más claro que el agua.
- Es tan claro como el agua.

O kristal kadar net.

No está claro del todo

Yani, her zaman yaptıklarımızı

Nuestro objetivo es muy claro.

Amacımız apaçık.

Se hizo la resonancia, claro.

Taramasını aldı, tabii ki.

Claro que la extraño. Pero…

Onu tabii ki özlüyorum. Ama...

Miren, allí hay un claro.

Bakın, ileride büyük bir açıklık var.

Sí, claro que la conozco.

Evet, ben bu hissi biliyorum.

Ella habló fuerte y claro.

O yüksek sesle ve net konuştu.

Está claro que es culpable.

Onun suçlu olduğu açıktır.

No necesito ser más claro.

Anlayan arif gerek.

Claro que recuerdo haciendo eso.

Bunu yaptığımı elbette hatırlıyorum.

Tom no lo dejó claro.

Tom onu açıklığa kavuşturmadı.

Claro que querría un reembolso.

Kesinlikle bir geri ödeme istiyorum.

- ¡Claro que sí!
- ¡Por supuesto!

- Tabii ki!
- Besbelli ki!

Prefiero un color más claro.

Daha açık bir renk tercih ederim.

Pero claro, cuando sea la hora,

Elbette doğru zaman geldiğinde

Miren, allí hay un gran claro.

Bakın, ileride büyük bir açıklık var.

Claro: Celular para viejos, con baño.

Tabii, yaşlılar için tuvaletli bir cep telefonu.

Se veía claro desde el principio

Aslında anlayacağın üzere bu ilişkinin ilerlemeyeceği

Está claro que sabe la respuesta.

Cevabı bildiği kesindir.

No está claro cuándo vino aquí.

Buraya ne zaman geldiği kesin değil.

Quiero ser muy claro en eso.

Onun hakkında çok açık olmak istiyorum.

Ellos pintaron su casa amarillo claro.

Evlerini parlak sarıya boyadılar.

Está claro que Tom es principiante.

Tom belli ki bir acemi.

Ella eligió un vestido azul claro.

O açık mavi bir elbise seçti.

Claro que confío en ti, Tom.

Sana elbette güveniyorum Tom.

- Sí, yo recuerdo.
- Claro que recuerdo.

Hatırlıyorum.

Claro que debería leer este libro.

Tabii, bu kitabı okumalıyım.

Lleva puesto un vestido azul claro.

Açık mavi bir elbise giyiyor.

Es tan claro como el agua.

Gün gibi aşikâr.

Está claro que él vendrá aquí.

Onun buraya geleceği kesin.

Claro, yo voy allá con vos.

Tabii, oraya seninle gideceğim.

Está claro qué hay que hacer.

Ne yapılması gerektiği açık.

- Claro. Inmediatamente.
- Por supuesto. De inmediato.

Elbette. Derhal.

No tengo muy claro ese punto.

O noktada pek emin değilim.

Pinté el tejado de azul claro.

Ben çatıyı açık maviye boyadım.

Está claro que él es rico.

Onun zengin olduğu açık.

Está más claro que el agua.

- Bu apaçık.
- Bu, gün gibi ortada.
- Bu açık seçik.
- Bu, gün gibi aşikar.
- Bu bariz.
- Bu besbelli.
- Bu, gün ışığı kadar aşikar.

RH: Claro, las vacaciones son muy simbólicas

RH: Tabii ki bu büyük bir sembol, tatil,

Entonces tengo que amar claro que no

peki sevmek zorunda mıyım? tabi kide hayır

Tom dejó bastante claro lo que necesitaba.

Tom neye ihtiyacı olduğunu oldukça netleştirdi.

No está claro quién escribió esta carta.

Bu mektubu kimin yazdığı belli değildir.

No puedo expresarme más claro que eso.

Bundan daha açık yapamam.

- Obviamente.
- Es evidente.
- Está claro.
- Es obvio.

- Bu apaçık.
- O belirgin.

«¿No sabes fumar?» «¡Claro que sé fumar!»

"Sen sigara içmeyi bilmiyor musun?" "Elbette sigara içmeyi biliyorum!"

Está claro que cometió un terrible error.

Onun büyük bir hata yaptığı açık.

- Claro que recuerdo eso.
- Realmente recuerdo eso.

Onu hatırlıyorum.

«¿Te gustan las serpientes?» «Claro que no.»

"Yılan sever misiniz?" "Elbette hayır."

- Por supuesto que iré.
- Claro que iré.

Elbette gideceğim.

No está claro cuándo nació el hombre.

Adamın ne zaman doğduğu belli değil.

Queda claro que la nave se hundió.

Bu geminin batmış olduğu açıktır.