Translation of "Degene" in Turkish

0.021 sec.

Examples of using "Degene" in a sentence and their turkish translations:

Tom is degene die belde.

Aradığım Tom'du.

Tom was degene die reed.

Araba süren kişi Tom'du.

Tom is degene die lacht.

Tom gülen kişidir.

Degene die werden uitgeschakeld door slaapgebrek

Yetersiz uyku nedeniyle çalışmayan genler

Jij bent degene die ik zocht.

Sen tam aradığım kişisin.

Zij was degene die het suggereerde.

O bunu öneren kişiydi.

Ik ben degene die ze willen.

İstedikleri benim.

Ik ben degene die ziek is.

Hasta olan benim.

Tom is degene die schuldig is.

Suçlu olan Tom'dur.

Degene die wordt verslagen wordt gedisqualificeerd

Yenilen elenir.

Tom was degene die vroeg wegging.

Erken çıkan Tom'du.

Tom is degene die dat moet doen.

Tom bunu yapması gereken kişi.

Jij bent degene die het gevecht begon.

Kavgayı çıkaran sensin.

Ben jij degene die Tom heeft vergiftigd?

Tom'u zehirleyen kişi sen miydin?

Zij was degene die zijn wond verzorgde.

Onun yarasına bakan kişi odur.

Ik ben degene die de sleutel heeft.

Anahtarı olan benim.

Tom was degene die het gedaan had.

Tom onu yapan kişiydi.

Tom is degene die me gezoend heeft.

Beni öpen kişi Tom'dur.

Tom was degene die het ontwerp bedacht.

Tom tasarımla gelen kişiydi.

Ik ben degene die dat moet doen.

Bunu yapmak zorunda olan benim.

Ik ben degene die Tom zou moeten bedanken.

Ben Tom'a teşekkür etmesi gereken kişiyim.

Ik ben degene die Tom zou moeten helpen.

Ben Tom'a yardım etmesi gereken kişiyim.

Waarom ben ik altijd degene die moet lijden?

Neden acı çekmek zorunda olan kişi her zaman benim?

Degene die altijd de afwas doet, ben ik.

Her zaman bulaşıkları yıkayan benim.

Tom was degene die me gitaar leerde spelen.

Bana gitar çalmayı öğreten kişi Tom'du.

Ik was niet degene die hem heeft gebroken.

Onu kıran ben değildim.

Jij bent degene die suggereerde deze computer te kopen.

Bu bilgisayarı almayı öneren sensin.

Ik zou degene moeten zijn die voor Tom zorgt.

Tom'a bakan kişi ben olmalıyım.

Ik ben degene die met de Poolse ambassadeur sprak.

Polonya büyük elçisi ile konuşan bendim.

Maar ik ben degene die jou zou moeten bedanken.

Ancak sana teşekkür etmesi gereken kişi benim.

Tom is degene waar je boos op moet zijn.

Kızgın olman gereken Tom.

Tom is degene die me dit boek heeft gegeven.

Bana bu kitabı veren Tom'dur.

Ik was degene die Maria's diamanten ring had gestolen.

Mary'nin elmas yüzüğünü çalan kişi bendim.

Tom is degene die voor de kaartjes betaald heeft.

Biletleri ödeyen kişi Tom'dur.

Tom was degene die Maria naar het ziekenhuis reed.

Mary'yi arabayla hastaneye götüren Tom'du.

...en jij bent degene die beslist waar we langs gaan.

ve buradan nereye gideceğimize karar verecek olan sizsiniz.

Ik was degene die voorstelde dat Tom een dagboek bijhield.

Tom'un bir günlük tutmasını öneren kişi bendim.

Tom is degene aan wie ik vroeg ons te helpen.

Bize yardım etmesini istediğim kişi Tom'dur.

Ik was niet degene die dat aan Tom heeft verteld.

Tom'a onu söyleyen kişi ben değildim.

Ik was degene van wie verwacht werd dit te doen.

Bunu yapması gereken bendim.

Want hij leek niet op degene die ik me had voorgesteld.

Çünkü hiç de hayal ettiğim gibi görünmüyordu.

...en jij bent degene die beslist waar we van hieraf heengaan.

ve buradan nereye gideceğimize karar verecek olan sizsiniz.

Volgens dit rapport was Tom degene die het ongeluk veroorzaakt heeft.

Bu rapora göre, Tom kazaya sebep olan kişiydi.

Tom zegt dat hij niet degene was die het raam brak.

Tom pencereyi kıran kişi olmadığını söylüyor.

Laat me je voorstellen aan degene waarvan ik het meest hou.

Seni en çok sevdiğim kişiyle tanıştırayım.

In veel oude films is de heldin altijd degene die doodgaat.

Birçok eski filmlerde kahraman her zaman ölen biridir.

Tom wist niet dat ik degene was die dat zou moeten doen.

Tom bunu yapması gereken kişi olduğumu bilmiyordu.

De enige baan die Tom ooit had is degene die hij nu heeft.

Tom'un şu ana kadar sahip olduğu tek iş şu an sahip olduğu iş.

Ik weet niet zeker of Tom degene is die we naar Boston moeten sturen.

Tom'un Boston'a göndermemiz gereken kişi olduğundan emin değilim.

Tom is niet degene die Mary heeft overtuigd om John auto te leren rijden.

Tom, Mary'yi, John'a nasıl araba süreceğini öğretmeye ikna eden kişi değil.

"Ah, jij kleine dief!" zei de boer boos. "Dus jij bent degene die mijn kippen steelt!"

Çiftçi kızgın bir sesle "Ah, seni küçük hırsız!" dedi. "Öyleyse tavuklarımı çalan kişi sensin!"

Je hebt ons al zo ver gekregen... ...maar nu ben ik degene die 't tegengif nodig heeft.

Bizi bu noktaya getirmekle harika bir iş çıkardın ama şimdi panzehre ihtiyacı olan benim.